True Blood 3. Sezon 10. Bölüm (I Smell A Rat) Promosu

Gönderen: sinesefil | Cuma, Ağustos 20, 2010 0 yorum

True Blood'un 10. bölümü "I Smell A Rat", 22 Ağustos Pazar günü yayınlanacak.


True Blood S3xE10 Promosu:


Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (20 Ağustos 2010 Cuma)

Gönderen: sinesefil | Cuma, Ağustos 20, 2010 0 yorum
The A-Team / A Takımı (2010)


Vizyon tarihi: 20 Ağustos 2010

Oyuncular:
Liam Neeson (Col. John ''Hannibal'' Smith), Bradley Cooper (Lt. Templeton ''Faceman'' Peck), Jessica Biel (Charisa Sosa), Quinton ''Rampage'' Jackson (Cpl. Bosco ''B.A.'' Baracus), Sharlto Copley

Ekip:
Joe Carnahan (Yönetmen), Joe Carnahan (Senaryo), Brian Bloom (Senaryo), Alan Silvestri (Müzik), Mauro Fiore (Görüntü yönetmeni)

Konu:
80’li yılların ünlü TV dizisi A TAKIMI’nın başrollerde Liam Neeson, Bradley Cooper, Jessica Biel, Patrick Wilson, Sharlto Copley ve Quinton ''Rampage'' Jackson olduğu sinema versiyonuyla karşımızda.
İşlemedikleri bir suçla yargılanan bir grup Özel Kuvvetler üyesi, isimlerini bu olaydan sildirmek için bir araya gelip, her birinin kendine özel yeteneklerini kullanarak asıl suçluyu bulmaya soyunurlar.


22 Bullets / L’Immortel / Ölümsüz (2010)


Vizyon tarihi: 20 Ağustos 2010

Oyuncular:
Jean Reno (Charly Matteï), Kad Merad (Tony Zacchia), Gabriella Wright (Yasmina Telaa), Richard Berry (Aurelio Rampoli), Marina Foïs (Marie Goldman), Claude Gensac (Mme Fontarosa)

Ekip:
Richard Berry (Yönetmen), Eric Assous (Senaryo), Richard Berry (Senaryo), Klaus Badelt (Müzik), Thomas Hardmeier (Görüntü yönetmeni)

Konu:
Marsilya mafya dünyasında yaşanmış gerçek bir yaşam hikayesinden esinlenerek çekilmiş, ünlü oyuncuların rol aldığı ‘Ölümüz’ün konusu şöyle;
Marsilya’daki mafya ailesine üye olan, çok uzun, kanlı ve başarılı bir kariyere sahip olan Charly Matteï mafyadan ayrılmıştır. 3 yıl boyunca karısı ve iki çocuğu ile sakin bir yaşam sürmektedir. Ancak bir kış sabahı vücuduna 22 kurşun sıkılarak ölüme terk edilir ama Charly hayatta kalmayı başarır ve onu öldürmeye cesaret edebilecek tek kişi olan Tony Zacchia’nın peşine düşer. Zacchia bir hata yapmıştır: Başarısız olmuştur…




The Door / Kapı (2009)


Vizyon tarihi: 20 Ağustos 2010

Oyuncular:
Mads Mikkelsen (David), Jessica Schwarz (Maja), Heike Makatsch (Gia), Nele Trebs (Nele Weigant), Rüdiger Kühmstedt (Nachbar), Corinna Borchert (Nachbarin), Valeria Eisenbart (Leonie)

Ekip:
Anno Saul (Yönetmen), Jan Berger (Senaryo), Akif Pirinçci (Senaryo), Fabian Römer (Müzik), Bella Halben (Görüntü yönetmeni)

Konu:
David‘in başına gelen trajik olay hayatını altüst eder. Güzel komşusuyla aşk ilişkisi yaşayan genç adam, sevgilisiyle buluştuğu bir gün dikkatsizliği yüzünden havuza düşen küçük kızını kurtaramaz. Suçluluk duygusu altında ezilen David hayatının en karanlık günlerini yaşamakta ve karısı Maja ise onu affetmemektedir. İntihar etmek isteyen David son anda geçmiş zamana ait gizli bir kapı bulur.



Despicable Me (2010)

Gönderen: sinesefil | Pazartesi, Ağustos 16, 2010 0 yorum

DESPICABLE ME / ÇILGIN HIRSIZ FİLMİ
GÖSTERİM TARİHİ: 03 EYLÜL 2010


Konusu

Gül fidanlarıyla dolu beyaz bahçe çitlerinin olduğu mutlu insanlarla dopdolu bir banliyö mahallesinde, kurumuş çimleriyle kapkara bir ev bulunur. Komşuların bilmediğiyse bu evin altında çok büyük bir sır gizlenmektedir. Dalkavuklarından oluşan küçük bir ordusu olan Gru (Steve Carell), dünya tarihinin en büyük soygununu planlamaktadır. Dünyamızın uydusu Ay'ı çalmaya hazırlanmaktadır.

Gru kötü olan her şeyden zevk alır. Küçülten ışın tabancaları ve dondurucu ışın tabancalarıyla karada ve havada savaşmaya hazır araçlarıyla, yoluna çıkan her şeyi dize getirir. Ta ki üç küçük yetim kızın zorlu iradesiyle karşılaştığı güne kadar... Kızlar ona bakınca hiç kimsenin şimdiye kadar göremediği bir şey görürler: potansiyel iyi yürekli, sevecen bir baba.

Dünyanın en kötü adamı en büyük mücadelesiyle karşı karşıyadır: Margo, Edith ve Agnes adında üç küçük kız.



DESPICABLE ME / ÇILGIN HIRSIZ FRAGMANI

Machete (2010)

Gönderen: sinesefil | Pazartesi, Ağustos 16, 2010 0 yorum

MACHETE / USTURA FİLMİ
GÖSTERİM TARİHİ: 03 EYLÜL 2010


Konusu

Robert Rodrigez’in yönettiği ve Danny Trejo, Jessica Alba, Robert De Niro ile Michelle Rodriguez’in oynadığı Ustura (Machete), 03 Eylül 2010’da Pinema Film dağıtımıyla Pinema Film tarafından vizyona çıkarılıyor.

Meksikalı eski bir federal, Texas’da işçi olarak çalışıp gizlenmektedir. Bir politikacı, Machete’yi pis işlerini yapması için işe alır. Ancak Machete, bir süre sonra kendini işe alanların amaçlarının farklı olduğunu anlar. Robert Rodriguez ve Quentin Tarantino’nun yapımcılığını üstlendiği, aksiyon ve gerilim filmi sevenleri hedefleyen film, Robert Rodriguez’in Grindhouse adlı filminin fragmanı baz alınarak çekildi.


MACHETE / USTURA FRAGMANI

The Karate Kid (2010)

Gönderen: sinesefil | Pazartesi, Ağustos 16, 2010 0 yorum


KARATE KID FİLMİ GÖSTERİM TARİHİ: 27 AĞUSTOS 2010

Konusu

Harald Zwart’ın yönettiği ve Jaden Smith, Jackie Chan ile Taraji P. Henson’un oynadığı The Karate Kid, 27 Ağustos 2010’da Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarılıyor.

Dre, Detroit'in en popüler çocuğu olabilecekten; annesinin (Taraji P. Henson) kariyeri ikisini de Çin'e götürür. Dre başlangıçta arkadaş edinme konusunda zorluk çeker ama sınıf arkadaşı Mei Ying'e yakınlık hisseder –ve bu his karşılıklıdır— gel gelelim kültür farkı böyle bir arkadaşlığı olanaksız kılmaktadır. Daha da kötüsü, sınıfın kabadayısı olan Cheng, Dre'ye düşman olur. Dre yalnızca biraz karate bilmektedir; kung fu diyarında, Cheng “karateci çocuğu” kolayca yere yapıştırır. Yabancı bir ülkede yalnız olduğunu hisseden Dre'nin, tamirci Bay Han (Jackie Chan) dışında konuşacağı kimsesi yoktur. Aslında bir kung fu ustası olan Bay Han ve Dre birlikte çalışmaya başlayarak bir dostluğa adım atar ve kung fu turnuvasında Cheng'le son bir karşılaşmaya doğru ilerlerler. Han, Dre'ye kung fu'nun yumruk ve savuşturmayla değil, olgunluk ve sükunetle ilgili olduğunu anlatırken, Dre de kabadayılarla yüzleşmenin, hayatının dövüşü olacağını öğrenir.


KARATE KID FRAGMANI


Remember Me (2010)

Gönderen: sinesefil | Cumartesi, Ağustos 14, 2010 0 yorum

(2. bir uyarıya kadar filmin tadını kaçıracak bir spoiler içermemektedir.)


"Eğer beni duyabilseydin, parmak izlerimizin dokunduğumuz hayatlardan kaybolmadığını söylerdim."


Geçmişin gölgesi gelecekteki ilişkilerimizi etkiler mi? Başımıza gelen kötü olaylardan ders alırda mı değişiriz? Yoksa sadece değişmemiz gerektiği için mi değişmişizdir? “Remember Me/Beni Unutma” da insanların değişmek için neleri beklediğini, zamanlamanın, daha doğrusu akan zamanın değişimlerin gelecekteki ilişkilerine ne denli etki ettiğini güzel bir biçimde vurguluyor.


Filme başlarken keyifli, hafif tempoda giden, alelade romantik komedi bir film bekliyordum karşımda fakat daha ilk sahnesinden durumun böyle olmadığını anlamıştım. Film metro istasyonunda kızı ile oynayan bir kadının gaspçılar tarafından öldürülmesi ile başlıyor ve daha sonra uzun süre bu olaya başlı bir konu gelişmemekle birlikte Tyler’ın (Robert Pattinson) sıradan görünümlü yaşantısında buluyoruz kendimizi. Sabah uyanınca sigara içtiği yangın merdiveni, dağınık odası, uçarı ev arkadaşı ve filmde ki baskın karakterlerden olan babası Charles (Pierce Brosnan) ile 11 yaşındaki kız kardeşi Caitlyn (Alyssa Craig) ile tanışıyoruz. Charles çocuklarına karşı ilgisiz davranan, iş hayatında olduğu gibi ailesine karşıda sert tavırlar sergileyen, etrafındaki insanlara 2 basamak üstten bakan zengin bir iş adamıdır. Tyler yıllar önce abisinin kendini asarak intihar etmesinin sebebi olarak babasının bu ilgisizliği ve baskıcılığını görmektedir. Bu sebeple aralarında daima süregelen bir çekişme söz konusudur. Babasının varlığı ile çok rahat bir hayat sürebilecek iken kendisini idame ettirmek istemekte ve babasından gelecek en ufak maddi desteği bile kabul etmemektedir.




Charles çocuklarına karşı ilgisiz davranan, iş hayatında olduğu gibi ailesine karşıda sert tavırlar sergileyen, etrafındaki insanlara 2 basamak üstten bakan zengin bir iş adamıdır. Tyler yıllar önce abisinin kendini asarak intihar etmesinin sebebi olarak babasının bu ilgisizliği ve baskıcılığını görmektedir. Bu sebeple aralarında daima süregelen bir çekişme söz konusudur. Babasının varlığı ile çok rahat bir hayat sürebilecek iken kendisini idame ettirmek istemekte ve babasından gelecek en ufak maddi desteği bile kabul etmemektedir.

Filmdeki esas kızımız ise Ally (Emilie de Ravin) dir. Henüz 11 yaşında iken metroda annesinin öldürülmesine tanık olmuş, baskıcı olmasa da her şeyin kontrolü altında olmasını isteyen polis memuru babası Neil (Chris Cooper) ile hayatını sürdürmektedir. Bu iki ailenin kesişmesi bir gün bir sokak kavgasına karışan, daha doğrusu güçsüz ve haklı olanı korumaya çalışan Tyler’ı biraz pataklaması ve 1 gece nezarette tutması ile gerçekleşir. Daha sonra tesadüfen olmayan bir şekilde Tyler ile Ally tanışırlar. Bu tanışma Tyler’ın ev arkadaşının verdiği büyük gaz ile olsa da beklenen, olmazsa olmaz olur ve Ally ile Tyler birbirlerine aşık olurlar.

İki gencin aşkını anlatıyor görünse de aile bireyleri arasındaki ilişkiyi de orta ölçekte konu eden bir film Remember me. Her karakterin kendi hayatlarına dair farklı isteklerinin olması farklı hayatları aynı film içinde inceleyebilmemizi sağlıyor. Tyler’ın ev arkadaşı Aidan’ın seks ve alkole düşkünlüğünün altında yatan salt mutluluğu arama çabası, Charles’ın yaşanılan büyük acılara rağmen dik durmak istemesinin altında yatan güçlü olma çabası. -ki filmdeki büyük olaydan sonra bile araba başında gücünü toplamaya çalışıyor.- Yazıda çok bahsetmesem de filmde önemli bir yan karakter olan Tyler’ın kız kardeşi Alyssa’nın gergin aile ortamından etkilenişi ve okuldaki arkadaşları ile yaşadığı sorunlar. Karısı öldürülmüş bir polis olan Neil’in çaresizlik ile olan savaşı ve bir daha çaresiz kalmamak için her şeyi kontrol altında tutmak istemesi gibi filmde iki kişinin aşkı dışında farklı karakterlerinde psikolojik durumlarını sahne sahne yansıtıyorlar. Bu durum konu bütünlüğü açısından çok sağlıklı olmasa da anlatılan olayların dikkat çekici olması ile durumu kurtarıyor.

Filmde Pierce Brosnan canlandırdığı karakter izleyiciye hangi duyguyu tattırması gerekiyorsa bunu başarı ile yapıyor. Bazen burnu büyük tavırları ile kendisinden nefret ettiren, oğlunun toplantı salonuna yaptığı sert girişteki sahnesi ile tabiri yerinde ise yürek dağlayan, son sahnelerde karakterin gösterdiği değişimi izleyiciye çok iyi yansıtan bir performans sergilemiş.

Lost’tan da tanıdığımız Emilie de Ravin’i çekici yapan tek şey doğasında bulunan Avustralya aksanı olsa gerek. Fotoğraf çekilecek olsa mükemmel bir konu mankeni olur ama iş süregelen zamanda mimikler ve sesteki tonlama olunca sınıfta kalıyor. Zira Robert Pattinson’da elinde müsait sahneler, dialoglar olmasına rağmen aman aman bir performans sergileyemiyor. Mevcut elinde bulunan karizmatik varlığı ile filmi emekletebiliyor.




FİLMİN SONU İLE İLGİLİ SPOILER


Filmin 11 Eylül 2001 olayına bağlanması beklenmedik bir son olsa da zaten iki gencin aşkı ile aile içi sorunların arasında kalmış bir filmi üçüncü bir hatta yönlendirmekte ve ana konudan oldukça uzaklaştırmakta. Sonuç yine kaçınılmaz son ile bitse de bunun çok farklı bir biçimde olması filmin genel şablonuna çok daha uyabilecek bir duruş sergileyebilirdi. Verilmek istenen genel mesaj, “ölümün ne zaman nerede karşımıza çıkacağı belli değildir. Her şey yoluna girdi deriz ve… kaçınılmaz son. En iyisi bırak ıvırı zıvırı da anı yaşa” olsa da bunu 11 Eylül’e bağlaması film bittiğinde “Ne alaka lan?” sorusunu akla getirmedi değil, hatta genel konudan bir hayli uzaklaştırdı da diyebiliriz.


Genel olarak sahne sahne çok eğlenceli vakit geçirebileceğiniz bir film Remember me. Fakat konu bütünlüğü ele alındığında oldukça dağınık bir görüntü çizmekte. Romantizm temalı bir film mi? Yoksa aile sorunlarını anlatan bir drama mı? İkileminde sıkışıp kalasına rağmen saate bakmadan izleyebileceğiniz eğlencelik bir film.


Son olarak “Hayatta yaptıklarınız önemsiz olacaktır, önemli olan onları sizin yapmış olmanızdır çünkü bir başkası yapmayacaktır.

Yazan: vidanjör

Los amantes del Círculo Polar (1998)

Gönderen: sinesefil | Cumartesi, Ağustos 14, 2010 0 yorum



(Spoiler içermektedir)



Hani bazı filmler yoktur... Biz film izlediğimizi düşünürüz ama karşımızdaki düpedüz ekrandan gözümüze yansıyan bir masaldır. Yoktur öyle bir film… Kulağımızla değil de gözümüzle dinleriz. Uyurken okunan masal gibidir. Masalı dinlerken farkında olmadan, daldığımız uyku tadında dalıyoruz Ana’nın ve Otto’nun hayatına.


Ölüm ve ayrılık acısıyla baş etmeye çalışan ve hayatın anlamını birbirlerine duydukları aşkta arayan iki çocuğun, yetişkinliğe uzanan hikayesini anlatan filmini, güçlü bir kader teması etrafında şekillendirmiş yönetmen. Çocukluktan yetişkinliğe; erkek çocuklarının annelerine, kız çocuklarının babalarına karşı düşkünlüklerini ve doğacak olan eksiklikler sonucunda karşılaşılan olumsuzlukları film boyunca detaylı bir şekilde görebiliyoruz.


Yok iken var olduğumuz, var iken de yok olabileceğimiz gerçeği ile çizilen çemberde kendine yer bulan “Kutup Çizgisi Aşıkları” hayatın özünde var olan “başladığı gibi biter” temasını barındırması ile de baştan sona olduğu gibi sondan başa doğru da izlenebilecek bir film.Baş kahramanlar Ana’nın ve Otto’nun hayatlarını ayrı ayrı ele alınıyor ve iki gencin bakış açıları ile isimlendirilmiş bölümlere ayrılıyor. Karakterlerin düşünce akışına bağlı olarak kendi iç dünyalarında yaşadıklarını, gerçekten olanları, gelecekte olmasını hayal ettiklerini, bazen de yaşanması muhtemel ama yaşanmamış olasılıkları gerçek zaman akışından bağımsız olarak sunan film, karışık bir yapıda görünse de sade anlatımıyla izlemesi keyifli bir aşk hikayesi olarak beyaz perdeye sunuluyor.





Film, Ana ve Otto’nun çocuklukları ile başlıyor ve film boyu ana karakterlerin isimlerindeki ters döngünün etkilerini göstererek devam ediyor. Ana konu olarak aşkı ele alan Julio Medem, aşk teması üzerinden kader inancının hayatımıza ne denli güçlü etki ettiğini vurguluyor film boyunca. Her şey başladığı gibi biter ve bittiği gibi başlar! Tıpkı “AnA” ve “OttO gibi… Farklı olan hayat çizgilerinin birbiri ile alakasız sebepler ile birleştirdiği Ana’nın ve Otto’nun olasılıkları düşük ihtimallerin gerçekleşmesi sonucu tanışması ve birbirlerinde yaşadıkları kayıpları bulmalarını görüyoruz filmin başlarında.


Yaşananlar önce Ana’nın gözünden küçük bir kızın bakış açısı ile ele alınıyor. “Neden peşimden koşuyor bu çocuk?”, “Bana neden öyle baktı?” Daha sonra aynı sahnelerde Otto’yu görüyoruz. “Benden neden kaçıyor?”, “Bana neden öyle baktı?”


İlkokul çağlarındaki çocukların aşkı tanımaması, kendileri için sevdiklerinin bir yansıması olarak görmelerine dem vuruyor. Ve anlarız ki ne Otto’nun peşinden koştuğu ondan kaçan, ne de Ana’nın kaçtığı peşinden koşan kişi değildir. Aşkın tesadüflere bağlı yansımalarını sunuyor Medem bize filmin başında.




Filmde sembolizmin kullanıldığını, birçok sahnenin bu yöntemlerle yinelendiğine şahit oluyoruz. Benzin bitmesi; bir şeylerin sona ermesi… Kağıt uçak; sevgililerin buluşması, tanışması… Trafik kazası; ansızın hayatlarda olan değişimler ve bunun olumsuz yansımaları… Ren geyikleri; aldatma, aldatılma… gibi… Tek tek bakıldığında filmde anlamsız kalan bu öğeler, filmin akışı içerisinde bütünlük oluşturarak seyir zevkini katlamakta ve filmin kendi içinde spoiler tadında bir anlatım oluşturmasına sebep olmakta.


İspanyol dramlarının vazgeçilmez öğelerinin arasına giren doğa manzaraları bu filmde de karşımıza sıkça çıkıyor. Ana’nın bekleyiş anlarında yönetmenin sunduğu manzaraların büyüleyiciliği ile kendimizi bir anda Ana ile bekler halde buluyoruz. Güneşin batmadığı bölgede sona eren filmi; aynı satırları farklı yorumlanışı ile kelimelerle oynayan bir şair gibi sahnelerle oynuyor Medem. Benzer sahnelerden farklı tatlar almamızı sağlıyor.




Özellikle Otto’nun çocukluğu ve Ana’nın yetişkinliğini canlandıran oyuncuların performansını çok beğendim. Her ikisi de sahnenin akışına göre yüzlerindeki ifadeyi çok güzel yansıtmışlar. Otto’nun muzur bir bakışı ile kıpırdayan film, hüzne boğduğu yüzü ile hızla akan saniyelere inat yavaşlıyor. Başarılı yakın çekimlerle bahsettiğim duyguları çok daha iyi hissetmemizi sağlayan Julio Medem’in hakkını da teslim etmek gerekir.


Medem’in şairane anlatımı ile, zaman zaman kendi çocukluk aşkımızı aklımıza getiren, yaptığımız acemilikleri, toylukları hatırlatıp gülümsetecek çok keyifli bir 110 dakika geçirmemizi sağlayacak masalsı bir drama, aşk hikayesi bizleri bekliyor.

Yazan: vidanjör

sinesefil@twitter

sinesefil | copyright 2010
Sefiller diyarından duyurulur: Sitede yer alan tüm yazılı ve görsel zamazingolar el emeği, göz nuru, alın teridir.
İzinsiz kullanmaya kalkmayacağınızı biliyoruz, ola ki öyle bir densizlik ettiniz, sakın korkmayın;
peşinizden Reservoir Köpekleri'ni salacak ne hâlimiz var, ne de tâkatimiz.
Adı üstünde hepimiz bir avuç sefiliz. Şimdi uslu uslu oynayın bakalım. Öptük sizi kuzucuklar.